Tıbbi müdahalenin olumsuz sonuçlanması tek başına malpraktis anlamına gelmez. Özen yükümlülüğü, hastaya yapılan bilgilendirme, müdahale ve takip kayıtları ile iddia edilen zarar arasında nedensellik olup olmadığı incelenmelidir.

Komplikasyon ile tıbbi hata neden ayrılır?

Komplikasyon, usulüne uygun yürütülen bir tıbbi işlem sırasında dahi ortaya çıkabilen istenmeyen riskleri ifade eder. Malpraktis ise tıbbi bilgi, beceri veya özen standardına aykırı davranış sebebiyle ortaya çıkan mesleki uygulama kusuruyla ilgilidir. Hastada kalıcı zarar doğması tek başına hekimin hatalı davrandığı sonucuna götürmez. Öte yandan riskin literatürde bilinen bir komplikasyon olması, gerçekleşmesinden sonraki bütün tıbbi davranışları otomatik olarak hukuka uygun hale getirmez.

Bu ayrım üç aşamalı incelenmelidir: Müdahale öncesinde doğru tanı ve endikasyon değerlendirmesi yapıldı mı; müdahale sırasında kabul edilen mesleki standartlara uyuldu mu; risk ortaya çıktığında zamanında fark edilip uygun tedbir alındı mı? Örneğin ameliyat sonrası kanama bilinen bir risk olabilir; ancak belirgin kanama bulgularının saatlerce değerlendirilmemesi ayrı kusur iddiası doğurabilir. Sonucun etiketine değil, hastanın izlem çizelgesine ve tıbbi kararlara bakılması gerekir.

Tıbbi standardın belirlenmesi

Mesleki özen ölçütü olayın yaşandığı tarihte geçerli tıbbi bilgi ve somut koşullar dikkate alınarak değerlendirilir. Hastanenin donanımı, hastanın aciliyet derecesi, uzmanlık alanı, klinik bulgular ve eldeki tetkikler önem taşır. Sadece internetten okunan bir tedavi önerisinin farklı uygulanması kendiliğinden hata değildir. Uzman görüşü, ilgili bilimsel kılavuzlar, hasta kayıtları ve uygulamanın neden seçildiğini gösteren belgeler birlikte incelenmelidir.

Tanı gecikmesi iddiasında “hastalık daha erken teşhis edilseydi ne olurdu?” sorusu kadar o tarihte mevcut belirtilerin hangi incelemeyi gerektirdiği de sorulmalıdır. Bilinen bir riskin makul olarak öngörülemediği durum ile belirti ortaya çıktığı halde araştırılmadığı durum farklıdır. Hekimin hata yaptığı iddiası hangi belirti, hangi işlem, hangi gün ve hangi standart üzerinden kurulduğu açıklanarak hazırlanmalıdır. Genel bir “doktor ilgilenmedi” ifadesi bilirkişiye ölçülebilir soru yöneltmek için yetersiz kalabilir.

Aydınlatılmış onam kusur incelemesinden farklıdır

Hastaya tıbbi müdahalenin niteliği, beklenen yararı, önemli riskleri ve makul alternatifler konusunda anlaşılır bilgi verilmesi, tıbbi müdahaleye rızanın değerlendirilmesinde temel rol oynar. Tıbbi teknik bakımından doğru uygulanmış bir işlemde bile aydınlatmanın yeterliliği ayrıca tartışma konusu olabilir. Buna karşılık rıza formunun bulunması teknik uygulamadaki her hatayı ortadan kaldırmaz. Bu iki eksen, dosya hazırlanırken birbirine karıştırılmamalıdır.

Örneğin cerrahi müdahale usulüne uygun yapılmış ve bilinen bir sinir hasarı riski gerçekleşmiş olabilir. Bu durumda teknik kusur bulunup bulunmadığı ile risk hakkında ameliyat öncesi yeterli bilgi verilip verilmediği farklı sorulardır. Formun hangi tarihte imzalandığı, içeriğinde somut riskin yer alıp almadığı ve açıklamanın anlaşılır biçimde yapılıp yapılmadığı incelenir. Hasta tarafından imzalanan standart cümle ile hekimin ayrıntılı sözlü aydınlatması aynı delil gücüne sahip kabul edilmemelidir.

Takip ve müdahale gecikmesi

Bir komplikasyonun kaçınılmaz biçimde ortaya çıkması mümkünken sonrasındaki zararın ağırlaşması önlenebilir olabilir. Ameliyat sonrası ateş, düşen tansiyon, anormal laboratuvar sonucu veya beklenmedik ağrı gibi bulguların ne zaman kayda geçtiği ve hangi müdahaleye yol açtığı kronolojiyle incelenmelidir. Hemşire gözlem çizelgesi, konsültasyon istem ve yanıt saatleri, laboratuvar bildirimleri, ilaç uygulama kayıtları ve yoğun bakım değerlendirmeleri bu nedenle kritik olabilir.

Varsayımsal örnekte ameliyattan altı saat sonra ciddi kanama işareti görülmüş, fakat cerrahi değerlendirme ertesi güne kalmışsa bilirkişinin yalnız “kanama bilinen komplikasyondur” demesi yeterli inceleme olmayabilir. Kanamayı önceden tamamen engellemenin mümkün olup olmaması ile mevcut bulgular üzerine zamanında müdahalenin zararı azaltıp azaltmayacağı ayrı sorgulanmalıdır. Nedensellik bağı da bu ikinci noktada önemlidir: gecikmenin gerçekten hangi zarar artışına yol açtığı tıbbi olarak araştırılmalıdır.

Hangi tıbbi belgeler toplanmalı?

Başvuru öncesinde epikriz tek başına yeterli görülmemelidir. Hasta dosyasının kapsamına ameliyat notu, anestezi formu, hemşire gözlemleri, konsültasyonlar, laboratuvar ve görüntüleme kayıtları, kullanılan ilaçlar, hasta transfer saatleri ve aydınlatılmış onam belgeleri girebilir. Önemli olan bunları tarih sırasıyla bir araya getirip uyuşmazlıkla ilgisiz kişisel verileri gereksizce yaymamaktır. Hastanın sağlık kayıtlarına erişim ve örnek isteme hakları, sağlık kuruluşunun statüsü ve mevzuat çerçevesinde kullanılmalıdır.

Kayıtların sonradan düzeltilmesi iddiası varsa hangi belgeye ne zaman erişildiği, tarih-saat alanları ve mümkünse sistem işlem izleri araştırılır. Tıbbi belge üzerinde kendi başına değişiklik yapılmamalı; görülen çelişkiler başvuru metninde açıkça gösterilmelidir. Aynı olay için farklı hastanelere başvurulmuşsa sevk ve kabul kayıtları birleştirilerek aradaki zaman değerlendirilir. Sadece yakınların anlatımı değil, objektif klinik verilerle desteklenmiş bir zaman çizelgesi daha güvenilir inceleme sağlar.

Kusur ve nedensellik: iki ayrı mesele

Sağlık hizmetinde bir özen eksikliği bulunması ile hastanın ileri sürdüğü tüm sonucun o eksiklikten kaynaklandığının kanıtlanması aynı değildir. Örneğin takipte gecikme saptansa bile hastanın önceden var olan ağır rahatsızlığı nedeniyle kaçınılmaz gelişebilecek zarar ayrıca ayrıştırılmalıdır. Bilirkişi kurulundan hangi davranışın standart dışı olduğu, bunun hangi anda yapıldığı ve zamanında doğru uygulama olsaydı sonucun nasıl etkilenebileceği konusunda gerekçeli değerlendirme istenmelidir.

Zarar hesaplanırken ilave tedavi giderleri, çalışamama ve maluliyet iddiaları, destekten yoksun kalma gibi başlıklar ancak olayın özelliklerine göre gündeme gelir. Her dosyada her zarar kalemi bulunduğu varsayılmamalıdır. Mevcut rahatsızlıkla yeni olay arasındaki fark tıbbi kayıtlarla desteklenmelidir. Maddi zararların belgeleri, tıbbi kusur incelemesinden ayrı hazırlanır; manevi tazminat istemi bakımından olayın ağırlığı ve hukuki dayanak somutlaştırılır.

Kamu hastanesi ve özel hastane ayrımı

Özel hastane, hekim ve kamu hastanesi uyuşmazlıklarında görevli yargı yeri ile sorumluluğun dayanağı farklılaşabilir. Kamu sağlık hizmetinin yürütülmesinden doğduğu ileri sürülen zararlar bakımından idari başvuru ve idari yargı kuralları önemlidir. Özel kuruluşlarda sözleşme, tüketici hukuku ve haksız fiil tartışmaları olayın niteliğine göre gündeme gelebilir. Bu yolları tek bir standart “malpraktis davası” adıyla eşitlemek görev ve süre hatasına yol açabilir.

Başvurunun ilk aşamasında sağlık kuruluşunun statüsü, müdahaleyi kimin gerçekleştirdiği ve uyuşmazlığın hangi işlemden kaynaklandığı belirlenmelidir. İdari yargıda kanunda öngörülen ön başvuru ile özel hukuk davasından önce gerekebilecek dava şartları ayrı değerlendirilir. Ceza soruşturması, tazminat davası ve idari şikayet aynı hukuki amaç ve ispat yöntemiyle yürütülmez. Hastane içi hasta hakları başvurusunun yapılması da her dava türündeki zorunlu süreleri kendiliğinden durdurur diye düşünülmemelidir.

Örnek dosya analizi ve kontrol

Hasta ameliyat sonrası enfeksiyon geliştirdiğinde üç ayrı soru sorulur: Enfeksiyon tıbben bilinen ve uygun önlemlere rağmen ortaya çıkabilen bir risk miydi; sterilizasyon ve profilaksi gibi önlemler uygun muydu; enfeksiyon belirtileri ortaya çıkınca doğru zamanda tanı ve tedavi yapıldı mı? Yalnız “hastanede enfeksiyon oldu” cümlesinden kusur hükmü çıkarmak mümkün değildir. Öte yandan enfeksiyonun komplikasyon olarak adlandırılması kayıtların ve izlem sürecinin incelenmesini gereksiz kılmaz.

İşlevsel dosya hazırlığında müdahale tarihi, ilk şikayet, tetkik, konsültasyon, tedavi değişikliği ve nihai zarar ayrı sütunlarda gösterilebilir. Klinik kayıtlar ve varsa bağımsız uzman görüşü bu kronolojiye yerleştirilir. Başvuru dilekçesi, inceleme yapan uzmandan genel bir “doktor hatalı mı” görüşü istemek yerine hangi aşamadaki davranışın standartlara uygunluğunun sorgulandığını açıkça belirtmelidir. Böylece komplikasyon, kusur ve nedensellik kavramları birbirinin yerine geçmez.

Resmi dayanak: Hasta Hakları Yönetmeliği – Sağlık Bakanlığı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu

İlgili dilekçe ve başvuru

Başvurunun niteliği, sağlık kuruluşunun statüsü ve olayın tarihleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Hasta hakları, sözleşmesel sorumluluk ve idari yargı yolları her olayda aynı şekilde uygulanmaz.

Kaynak: Hasta Hakları Yönetmeliği ve ilgili sağlık mevzuatı.

Somut durumunuzun değerlendirilmesi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İletişime geçin