Anonim şirkette yönetim kurulu ve yöneticilerin sorumluluğu; şirket zararı, kusur, pay sahibinin dava hakkı ve tazminatın kime ödeneceği yönünden değerlendirilir.
Yöneticiye yöneltilen tazminat talebi ile yönetim kurulu kararının geçersizliği farklı dava sebepleri ve ispat konuları taşır. Ayrıntılı açıklama için yönetim kurulu kararlarının butlanı başlıklı yazı da incelenebilir.
Sorumluluğun hukuki çerçevesi
Anonim şirket yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu, şirketin yaptığı her kötü yatırımın sonradan üyeye yükletilmesi değildir. TTK 553, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri sebebiyle verdikleri zarara odaklanır. İncelemede önce hangi kişinin hangi tarihte hangi görev ve yetkiye sahip olduğu, daha sonra hangi davranışın somut yükümlülüğe aykırılık oluşturduğu belirlenir. İşletme kararının beklenenden az kar getirmesi tek başına kusuru kanıtlamaz.
Yönetim kurulunun devredilemez görevleri ile usulüne uygun yetki devri ayrı ele alınmalıdır. TTK 367 ve 370 çerçevesinde temsil ve yönetim düzeni, iç yönerge, esas sözleşme ve ticaret sicili kayıtları incelenir. TTK 553/2, kanuna uygun yetki devri yapanların devredilen görevleri üstlenenlerin fiil ve kararlarından, seçimde makul özen göstermedikleri ispatlanmadıkça sorumlu tutulamayacağı yönünde özel düzenleme içerir. Devir belgesi olmayan soyut “müdür sorumluydu” savunması ile gerçekten yapılmış ve sınırları belli devir aynı değildir.
Şirket zararı ile pay sahibinin kişisel zararı
Şirket malvarlığında meydana gelen doğrudan azalma; usulsüz ödeme, rayicin çok altında varlık devri veya şirketten karşılıksız para çıkışı biçiminde ortaya çıkabilir. Pay sahibinin hisselerinin değer yitirmesi çoğu zaman şirket zararının yansımasıdır. Bu nedenle zararın kimde doğduğunu belirlemeden “pay sahibi kendi hesabına tazminat alır” sonucuna varmak yanlıştır. Aynı işlemde şirketin doğrudan zararı ile pay sahibinin ayrı ve kişisel hakkına yönelen ihlal bulunabilir; ikisinin talebi ve ispatı farklıdır.
Örneğin yönetici şirket hesabından ilgisiz bir üçüncü kişiye 800 bin lira aktarmışsa hesap hareketi ilk bakışta şirket zararı tartışmasını doğurur. Pay sahibinin yalnız pay değeri düştü diye bu tutarın doğrudan kendisine ödenmesini istemesi TTK 555 düzeniyle bağdaşmaz. Buna karşılık pay sahibine ait bağımsız bir hakkın doğrudan ihlali iddiası varsa hukuki dayanak ve sonuç talebi ayrıca değerlendirilir. Dilekçede davacının sıfatı ve ödemenin kime yapılması istendiği özellikle açık olmalıdır.
Kim dava açabilir, tazminat kime ödenir?
TTK 555 uyarınca şirket zarara uğramışsa şirket ve her bir pay sahibi şirket zararının tazminini isteyebilir; pay sahibi tazminatın şirkete ödenmesini talep eder. Bu hak, azlık oranına erişme koşuluna bağlı genel bir “azlık davası” olarak anlatılmamalıdır. Şirket adına dava açılmasıyla pay sahibinin kendi adına dava açması arasında temsil, çıkar çatışması ve dava masrafı bakımından önemli farklar bulunur. Şirketi zarara uğrattığı iddia edilen yöneticinin aynı zamanda şirket temsilcisi olduğu hallerde temsil sorunu özel olarak çözülmelidir.
Alacaklıların dava hakları, şirketin iflas edip etmemesine göre TTK 556 dahil ayrı hükümlere bağlıdır. Şirket faaliyetini sürdürürken alacaklının doğrudan zarar iddiası ile şirket zararının dolaylı etkisini karıştırmak, husumet itirazına yol açabilir. Önce zararın doğduğu malvarlığı, ardından kanunun o zarar bakımından talep yetkisi tanıdığı kişi belirlenmelidir. İflas durumunda iflas idaresinin öncelikli yetkisi ve kanundaki takip sistemi ayrıca gözetilir; genel şirket davasındaki yol otomatik biçimde uygulanmaz.
Kusur, ihlal ve illiyet bağı nasıl kurulur?
Bir sorumluluk davasında belgelerin çokluğu değil, her belgenin iddia edilen ihlalle bağlantısı önemlidir. Yönetim kurulu kararı, ilgili sözleşme, ödeme talimatı, banka dekontu, yönetim raporu ve şirket defteri bir zaman çizelgesine konmalıdır. Hangi kararın alındığı, kararın kimlerce imzalandığı, uygulamanın kim tarafından yapıldığı ve şirketin bundan nasıl zarar gördüğü ayrı başlıklarda gösterilmelidir. TTK 553 kapsamındaki kusur değerlendirmesi görevin niteliği ve somut olayın koşullarıyla yapılır; yalnız sonucun olumsuz olması yeterli değildir.
İlliyet bağı bakımından karşılaştırmalı hesap işe yarar: tartışmalı işlem hiç yapılmasaydı şirket malvarlığı ne durumda olacaktı; işlemden sonra ne kadar azaldı? Örneğin ilişkili şirkete yapılan satışta piyasa rayici ile gerçek satış bedeli arasındaki fark, ilişkili kişi ve işlem tarihiyle birlikte araştırılır. Daha sonra şirketin yaptığı tahsilatlar, iade edilen varlıklar ve başka zarar azaltıcı unsurlar hesaba katılmalıdır. Aynı zararın farklı adlarla iki kez istenmesi talebi zayıflatır.
İbra, zamanaşımı ve süreç riskleri
Genel kurulun ibra kararı yöneticinin her türlü davranışı için sınırsız bağışıklık sağlamaz. İbranın kapsamı, açıklanan işlem ve belgeler, genel kurul gündemi, oylama koşulları ve TTK 558’deki sonuçları değerlendirilmelidir. İşlemin ortaklardan gizlenmiş olması veya finansal tabloda gerçeği yansıtmayan bilgi bulunması değerlendirmeyi değiştirebilir. Sorumluluk iddiası bakımından TTK 560’taki zamanaşımı rejimi; zarar ve sorumlunun öğrenilmesi ile fiilin gerçekleştiği tarihler yönünden ayrı hesaplanmalıdır. Fiil suç oluşturuyorsa ilgili özel düzenleme ayrıca incelenir.
Mahkeme sürecinde davanın konusu bir para alacağı mı, zarar tazmini mi, kararın iptali mi sorusu baştan netleştirilmelidir. Ticari davalarda zorunlu arabuluculuk kapsamı talep türüne göre değişebileceği için otomatik varsayım yapılmamalıdır. Kararların ticari risk olup olmadığı, davacının hangi zararı kanıtladığı ve davalının hangi belgeleri sunduğu bilirkişi incelemesinin çerçevesini belirler. Dava dilekçesine defterlerin tümü yerine hangi kayıt dönemlerinin inceleneceğini gösteren somut delil listesi hazırlanması daha işlevseldir.
Somut dosya örneği ve kontrol listesi
Şirketin taşınmazı yöneticinin yakınına satıldığı iddiasında izlenecek sıra şöyle kurulabilir: Satış tarihinde tapu rayici ve emsal değerler araştırılır; yönetim kurulunun satış kararı ve temsil yetkisi incelenir; bedelin gerçekten şirkete girip girmediği banka kayıtlarıyla kontrol edilir; ilişkinin açıklanıp açıklanmadığı belirlenir. Aradaki fark otomatik olarak kesin zarar sayılmaz; taşınmazın niteliği, ipotekleri ve satış şartları dikkate alınır. Sonuçta talep edilecek tazminatın hangi hesapla oluşturulduğu gösterilir.
Başvuru öncesinde karar defteri, esas sözleşme, ticaret sicili ilanları, finansal tablolar, ilgili sözleşmeler ve hesap hareketleri asıllarına uygun biçimde toplanmalıdır. Şirketle yönetici arasındaki işlemden doğan sorumluluk ile üçüncü kişinin sözleşmesel borcu birbirinden ayrılır. Kimin davacı, kimin davalı olacağı, dava tarihindeki görev sıfatları, ibra ve zamanaşımı itirazları tek tabloda görülürse yanlış hasım ve yanlış ödeme talebi riski azalır. Gerektiğinde HMK çerçevesinde delil tespiti ihtiyacı incelenir.